VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN
  MİLLİ MÜCADELE'NİN KADIN KAHRAMANLARI
 

Savaş Meydanında Birlik Yöneten İlk Kadın Subay

FATMA SEHER HANIM (Kara Fatma)


1888'de Erzurum'da doğdu. Subay Suat Derviş Bey ile evlenip Balkan Savaşı'na katıldı. I. Dünya Savaşı'nda Kafkas Cephesi'ne gitti.1919'daki Kongre günlerinde, Mustafa Kemal'le bizzat görüşebilmek için Sivas'a gitti. Mustafa Kemal'in karşısına dikilerek: 'Kadın isem, Türk de değil miyim? Bana iş göster!' diyen bu kahraman Türk kadını, Bu görüşmenin ardından, Milis Müfreze Komutanı olarak Batı Cephesinde görevlendirildi. 300 kişiyi aşkın birliği ile Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nde Mehmetçikle birlikte destanlar yazdı. Büyük Taarruzun ilk günlerinde General Trikupis'in birliğine esir düşmüşse de, kaçarak yeniden Müfrezesinin başına geçmişti. Kahraman kadın Kurtuluş Savaşı'ndan sonra "üstteğmen" rütbesi ile emekli oldu. Emekli maaşını Kızılay'a bağışladı. 1954 yılında TBMM kendisine yeni aylık tespit etti. Bir savaş alanında birlik yöneten dünyanın ilk kadın Subayıydı.

DOMANİÇLİ HABİBE

Milli Mücadele yi yaşayan yazarlarımızdan Şükûfe Nihal Hanım, "Domaniç Dağları'nın Yolcusu - Bir Yurt Gecesi" isimli eserinde dikkat çeken bir olay nakletmektedir: "...İstiklâl Savaşı sıralarında İnegöl toprakları bir büyük facia geçirmiş... Domaniç Dağları'ndan inen bir köylü kadını, düşmana yol göstererek vatana ihanet etmiş olan öz oğlunu silâhıyla vurarak bizzat cezalandırmıştır." İki satırla kısaltılan bu olay, bir roman, bir destan konusu olabilecek kadar derin... Bir Türk kadınının yüksek vatan sevgisini ve inancını ifade ettiği için, kadınlık tarihimizin sayfalarına geçecek kadar haşmetli... Biricik sevgili çocuğunu kendi elleriyle yere seren kahraman ananın yaşadığı bu hâl, hakikaten ibret vericidir.

Bir Yunan fırkası, Bursa'nın Gemlik Kazası'ndan geçti. Domaniç'ten, Sultan Dağları'ndan Kütahya üzerine doğru yürüdü. Karargâh Kumandanı Nâzım Bey şehit oldu. İnegöl halkı yediden yetmişine kadar düşmana karşı koymaya hazır... Silah bulamayanlar, taş, odun, demir parçalarıyla vatanı korumaya gidiyorlar!..

O sırada Domaniç Dağları'nın bu yiğit kadını da 20 yıl boyunca bütün bir gençliğini harcayarak yetiştirdiği oğlunun eline silahını veriyor. Ona aşıladığı vatan sevgisinden emin bir halde göğsünü gere gere, İnegöl'e düşmanın karşısına gönderiyor.

Lâkin, gel gör ki; dağdan inen bu saf köylü çocuğu, bize hıyânet eden bir jandarma onbaşısının oyuncağı oluyor. Yaptığı işin kötülüğünü farketmeden düşmana haber taşıyor.

Bir gün, köyünde oğlunu, yurdunun kurtuluşu için dua ederek bekleyen bu talihsiz anaya, uğursuz bir haber veriyorlar:

" - Oğlun düşmana casusluk etti!"

Kadın bir an duraklamadan silahlarını kuşanarak atına binip yola düşüyor. Kuytu ormanlar, yalçın kayalar aşarak bir yıldırım hızı ile İnegöl'e iniyor. Aldığı adrese göre oğlunun bulunduğu yere varıyor. Kendisini görmek üzere geldiğini söylüyor.

Az sonra anasının gelişine sevinen genç, elini öpmek için koşa koşa yaklaşırken atının üstünde dimdik bekleyen kadın, kara feracesinin yenine sakladığı silâhı çekerek tek kurşunla onu toprağa seriyor... Ve atın başını çevirerek arkasına bakmadan, bir kasırga hızıyla dönüp kayboluyor..."

HALİME ÇAVUŞ (Kocabıyık)

Kastamonu'da doğan, anne-babasının "kızım gitme" şeklinde yalvarışlarını dinlemeden mücadeleye katılan Halime Çavuş, uzun yıllar Halim Çavuş zannedildi. Kurtuluş Savaşı'na giderken erkek kılığına girdi, erkek gibi traş oldu, saçını kazıttı ve kimseye kadın olduğunu söylemeden Türk askerinin arasına karıştı. Birçok cephede çarpıştı. Bir Düşmanın açtığı ateş sonucu bir ayağı sakat kaldı.Bir keresinde İnebolu'dan cepheye cephane taşırken Mustafa Kemal Paşa'ya rastladı. Ancak rastladığı kişinin O olduğunu bilmiyordu. Mustafa Kemal Paşa "kafa kağıdını istedi. Verdi. "Sen kız mısın?" "Evet." Mustafa Kemal 'in yüzünde, biraz mutlu, biraz hüzünlü bir gülümseme belirdi. Gün geldi savaş bitti, ancak o ne asker üniformasını çıkardı ne de her sabah traş olmaktan vazgeçti. Savaş sonrası Mustafa Kemal tarafından Ankara'ya çağrıldı....Kapıda yavere "Paşa hangisi bilmiyorum" dedi. Yaverin "soldaki " demesiyle koşup elini öptü. O'nun " Seni yollamıyorum, bizim kızımız ol" önerisine "Annem babam beni bekler" şeklinde cevap veren Halime Çavuş, "Ben ana-babaya itaatli evlada saygı duyarım" diyen Mustafa Kemal Paşa tarafından çeşitli hediyeler verilerek tekrar evine yollandı ve kendisine maaş da bağlandı.75 yaşında hayata gözlerini yumdu.

ŞERİFE BACI

1921 yılı Kasım ayında İnebolu'ya önemli miktarda savaş malzemesi gelmiştir. Malzemenin bir an önce Kastamonu'ya iletilmesi gerekir. Cepheye gidemeyip de köylerinde kalan yaşlılar sakatlar, kadınlar, Menzil komutanlığının malzeme taşınması haberi üzerine kağnılarla yola çıkarlar. İnebolu'dan kağnılara yüklenen cephaneler Kastamonu'ya doğru yol alır. Bu cephane kollarında hep kadınlar vardır. Bunlardan biri de Şerife Bacıdır. Şerife Bacı top mermileri ıslanmasın diye kazağını mermilerin üzerine örtmüş, yavrusu ölmesin diye üzerine abanmış ve soğuktan ölmüştür, ama ölene kadar vücut sıcaklığını yavrusuna vermiştir.

Bugün Kastamonu'da şanına layık güzel bir anıtı vardır.

KILAVUZ HATİCE

Adana'nın Külek Nahiyesi'nin Banzınçukur Köyü'nden Hasan Ağa'nın Hatice, Fransızlar'a karşı vatani vazifesini yapmak ve yurdunu korumak maksadıyla Kilikya Milli Kuvvetlerinden Emin ve Derviş ağaların müfrezesine gönüllü olarak iştirak etmiştir. Bu müfrezeler Haçkırı,, Kelebek, Bilemedik istasyonlarında bulunan Fransız kıtalarına baskınlar yaparak çok zâyiat verdirmiş ve Fransızlar'dan - çoğu Ermeni askeri olmak üzere - 200'den fazla esir ve birçok ganimetler almışlardır.

Bu başarılar, Adana Milli Kuvvetlerinin şöhretini arttırmış, yiğitlik ve yılmazlıklarıyla anılan halkın kahramanlık hislerini kamçılamış ve Pozantı saldırısının yapılmasına neden olmuştu.. Kuvvetlerimiz Pozantı'yı muhasara ettiler. 8 Mayıs 1336 (1920)'de Pozantı'ya üç yönden saldırı ve bombardıman başladı.. Hakim mevkilerde bulunan toplarımızın Toros Dağları'nda akseden müthiş gürültülerinden zevk alan Milli Kuvvetlerimiz Pozantı'ya taarruza başladılar. Bu taarruza bütün kadınlar, çoluk çocuklarıyla halktan, birçok kimseler iştirak etti.

Pozantı'da mahsur kalan Fransızlar'ın Tarsus istikametinde bir yarma hareketi yapacaklarını anlayan Hatice, bir kolayını bulup Fransızlar'a katılmış ve onlara yanlış kılavuzluk etmiş ve onları çok sarp olan Karaboğazı'nı tıkadıktan sonra firar etmiştir. En kısa zamanda Milli Kuvvetlere ulaşan Hatice, düşmanın zor durumda olduğunu haber vererek emrine aldığı yüz kadar silahlı adamı ile Karaboğaz'ın iki tarafındaki tepeleri işgal etmiş ve Fransızlar tam yarma hareketi yaparken, bir ateş baskını ile düşmana büyük bir zayiat verdirmiştir. Bu baskın neticesinde Fransız kıt'alarından 9 subay, 550 esir er ve 7.5'luk bir top ele geçirilmiştir. Hatice Hanım'ın oynadığı bu rol ve yaptığı fedakârlık her türlü kahramanlığın üzerindedir.

NEZAHAT ONBAŞI

Eşini yitiren 70. Alay Komutanı Hâfız Hâlid Bey, 8 yaşındaki kızı Nezahat'ı kimseye emanet edemeyip, yanına almıştı. Küçük Nezahat Çanakkale cephesinde muharebe havasına alışmış, Alay İzmit'e nakledildiğinde talimlere katılarak mükemmel at binmesini, silah kullanmasını öğrenmiş ve 12 yaşında "onbaşı" rütbesini almıştı. Babasının yanında cepheden cepheye koşmuş, çarpışmalara girmiş ve 100'den fazla düşman askeri öldürmüştü.

Milli Mücadele esnasında 10 - 12 yaşlarında idi. Babası 70. Alay Kumandanı Hâfız Halid Bey'in yanında birçok harbe iştirak etmiştir. Alay'ın askerleri için fevkalade önemli bir rol oynamıştır. Bu harika küçük kız, yaşından beklenmeyecek derecede büyük cesaret örnekleri vererek babası Hafız Halid Bey'in kumandasındaki 70. Alay'ın birçok başarısına katkıda bulunmuştur.

Gediz Muharebelerinde geri çekilen askerlerin önüne çıkarak, "Durun! Nereye gidiyorsunuz?.." diye haykırarak etrafına olağanüstü bir cesaret aşılamıştır.

Nezahat Onbaşı 30 Ocak 1921 tarihinde İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmesi önerilen ilk kişidir. Bu öneri TBMM' de hararetle kabul edilmiş, ancak Kurtuluş Savaşı'nın hengamesi içinde işleme konulamamış, daha sonra da kararın yerine getirilmesi unutulmuştu. Kendisi de hiçbir zaman ne "Madalyamı verin!" talebinde bulundu, ne de TBMM Başkanlığınca alınmış kararın yerine getirilmesi için müracaat etti.Nihayet karardan 65 yıl sonra 78 yaşında bir nine iken TBMM'nin "Şükran Belgesi'ne" kavuşmuştu ve bu duygulu anda gözyaşlarını tutamamıştı.

70. Alayda şehit olan bir subayımız, cebinden çıkan annesine yazdığı mektubunda " Alayımızdaki askerler Nezahat'e Türklerin Jean d'Arc 'ı diyor" ifadesi yeralmaktadır. Hepimiz Jean d'Arc ı ortaokuldan beri tanıyoruz ama Nezahat Onbaşı'yı bilen kaç kişi?

TAYYAR RAHMİYE

Osmaniye Kazası'nın Kaypak Nâhiyesi Râziyeler Köyü'nden Rahmiye Hanım Fransızların işkence ve baskılarına tahammül edemeyerek Hüseyin Ağa'nın Milli Kuvveterine gönüllü olarak katılmış ve 1336 (1920) Şubat'ında Hasanbeyli civarında 89. Tümenin yürüttüğü taarruza müfrezesiyle bilfiil iştirak etmiştir. Bu çarpışmada Fransızlardan 80 tüfek ve 2 makineli tüfek alınmıştır. Çarpışmada şehid düşen ve ateş altında kalan iki arkadaşını kurtarmak için derhal ileri atılarak şehidleri kurtarmış ve bu kahramanca hareketinden dolayı kendisine "tayyar" (uçan) nâmı verilmiştir.

Temmuz ayında Osmaniye'deki çok korunaklı Fransız karargâhına saldıran arkadaşlarının tereddüdünü gören Tayyar Rahmiye:

" - Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da siz erkek olduğunuz halde yerlerde sürünmekten ve saklanmaktan utanmıyor musunuz?" diye bağırarak arkadaşlarını hücuma teşvik etmiş ve Fransız karargâh kapısının on adım önünde alnından aldığı bir kurşun yarasıyla şehit olmuştur.

HALİDE ONBAŞI

(Halide Edip Adıvar)


ATATÜRK'ün SAMSUN'a vardığı 19 Mayıs 1919 günü İSTANBUL'da Fatih Meydanında düzenlenen mitingde, binlerce Türk kadınına seslenen Halide Edip Hanım şöyle haykırıyordu: "Türk ve Müslüman bugün en kara gününü yaşıyor. Gece karanlık bir gece. Fakat, insan hayatında sabahı olmayan gece yoktur."

Fatih Mitingini Üsküdar ve Sultanahmet mitingleri izledi. İstanbul'un İşgalinden Sonra Ankara'ya gelen Halide Edip,İZMİR'in kurtuluşuna kadar Onbaşı rütbesiyle Başkomutanlık Karargahında ve gönüllü olarak Kızılay'da görev üstlendi.Daha sonra üstçavuş rütbesi verildi. İstiklal Savaşımızla ilgili anılarını " Türk'ün Ateşle İmtihanı" başlıklı bir kitapta topladı.

1921'in soğuk bir kış günü... Kurtuluş Savaşı'nın ölüm kalım günleri. Cephelerde şiddetli çarpışmalar sürüyor.

Darülmuallim'in müsamere salonunda Hilal-i Ahmer Cemiyeti (Kızılay) Kadın Kolları'nın toplantısı var.

Salon tıklım tıklım. Kürsüde Halide Edip (Adıvar) konuşuyor:

'.....cephedeki askerlerimiz, giyime kuşama muhtaçlar... gittim gördüm, İnönü şehitlerimizin bir kısmı yalınayaktı... silahımız mühimmatımız gayr-ı kafidir (yetersiz); oğullarımızı düşmanın karşısına silahsız mı göndereceğiz?.. İşte bütün bu mülahazalar bizi hepinizi bir yardım seferberliğine davete sevk etti... Bu seferberliğe iştirak ediniz... gönlünüzden ne koparsa, onunla... Bir çift yün çorap mı örersiniz, yoksa bir çift eldiven mi?! Yoksa gönüllü hemşire mi yazılırsınız? Kesesi elverişli olanlarınız, nakdi yardım yapabilir; daha da makbule geçer... Mühim olan, bu namus ve haysiyet davasında kadınların, oğullarından ve erkeklerden asla geri kalmadığını ispat eylemektir. Bunu yapacağınızdan eminim.'"

Her türden kadının oluşturduğu bu insan yumağını, gelini Elif'in yardımıyla, Hatça Nine, iki elini öne uzatmış yarmaya çalışıyordu.

Halide Edip onu fark etmişti, yanına gitti:

- ...Beni mi aradın nine? İşte buradayım; bir diyeceğin mi var?..

Hatça Nine, onu biraz da elleriyle bulacak, heyecanla sarılacaktır. Kucaklaşmadan sonra Hatça Nine, bozkır anasının kıraç sertliğiyle diyor ki:

-... diyne, gözel kızım! Benim oğlum, Çanakkale'de şehit! Ağlamadım, he mi? Fukara bir çamaşırcıyım, işimi de bırakmadım, neye? Gızım muallim mektebinde talebedir, onu kim ohutacak?

Hatça Nine el yordamıyla, bir yandan da koynunda sakladığı tek sarı lirayı çıkarmaya uğraşıyordu, nihayet buldu, çıkardı ve Halide Edip'e uzattı:

- ...şonu al gözel gızım... Hilal-i Ahmer'in yaralılarına yaz! Hatça'nın gücü bu kadarına yetiyo!..

Halide Edip Hanım, o kadar duygulanmıştı ki; kirpikleri nemli, lirayı aldı; sonra yaşlı kadının boynuna sarılıp, iki yanağından öptü.

O toplantıya katılan Ankaralı kadınlar o gün tam bin lira bağış yapmışlardı. Bu inanılmaz bir paraydı."

 





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: sssssssesvvgi( sssssssssse ), 24.11.2009, 16:12 (UTC):
bu site olmasaydı ödevimi yapamazdım



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:
 
  bugün 1 ziyaretçi (7 klik) kişi burdaydı! designer by MUHAMMED HAK RESUL ALBAYRAK  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=